Van Müzesi ve Urartular Hakkında Öğrendiğim İlginç Bilgiler

Van Müzesi ve Urartular Hakkında Öğrendiğim İlginç Bilgiler

Van, kökü paleolitik çağa kadar uzanan ve Urartular ’dan başlayıp, Selçuklu ve Osmanlı dahil her dönemde önemli bir yerleşim alanı olmuş kadim bir şehrimizdir.

Gerçi paleolitik ya da eski çağ tanımı da yakın bir gelecekte gözden geçirilecektir;

Keza bu insanlar taş devrini yaşıyorken çok değil, beş yüz kilometre ötelerindekilerin ise o döneme ait olduğunu varsaydığımız koşullarla açıklanamayan Göbeklitepe ya da Karahantepe gibi yaşam alanları inşa  edebilmeleri,

Ve dahi,

Bir süre sonra nedenini henüz anlayamadığımız şekilde bu eserlerin üzerine onlarca futbol stadı hacminde toprak dökerek gömmeleri söz konusu…

Yani insanoğlunun gelişim taksonomisinin bir ayağı çukurda;

Her geçen gün yenisi eklenen arkeolojik keşiflerin, bizlere öğretilen klasik tarihsel ilerleme sürecini çürüttüğüne şahit oluyoruz.

Neyse bu konu oldukça derin, başka bir yazının konusu olsun…

Van, İpekyolu üzerinde bulunması hasebiyle tarih boyunca değerli bir yerleşim yeri olagelmiş;

Urartular’a başkentlik ederken,

Selçuklu ve Osmanlı’da da önemini korumuştur.

Van Müzesi

Yolu Van’a düşen herkese, Van Müzesini ziyaret etmelerini öneririm…

Hem bir kaç saatliğine tarih içerisinde yolculuk yapmış,

Hem de sizde hayranlık uyandıracak eserleri yakından inceleme fırsatı yakalamış olursunuz.

Van Müzesi ülkemizin en eski müzelerinden bir tanesi; 

İlk olarak 1932 yılında bir depo binasının dönüştürülmesiyle açılmış.

Bölgede çok sayıda bulunan Urartu çivi yazılı zafer stelleri ile Akkoyunlu ve Karakoyunlulara ait koç ve koyun şeklindeki mezar taşları bulundukları yerlerden toplanarak söz konusu depo binasına nakledilmiş.

Halihazırda müzede Urartular, Roma, Bizans, Selçuklu, Akkoyunlu ve Karakoyunlu ile Osmanlı dönemlerine ait eserler, sikkeler ve Van halk kültürüne ışık tutan etnografik eserler mevcut…

Gelelim Urartular’ a:

Urartular milattan önce 1000 – 1200 yıllarında yaşamış olan önemli uygarlıklardan biridir.

Aslına bakılırsa tarih sahnesinde yer aldığı süre boyunca Urartular hep Asurlular ile birlikte anılmıştır.

Hatta Urartulardan ilk defa MÖ 13. yüzyılda Asurca kaynaklardan bahsedilmiştir.

En çok Asur Devleti ile savaştığı gibi, aynı zamanda da en çok onlarla kaynaşmışlardır.

Urartu sözüne ilk defa, Asur kralı Salmanassar zamanında (MÖ  1273-1244) Asurca yazılmış bir kitabede rastlanmış. 

Burada bu söz Urartu olarak değil, Uruatru şeklinde görülmektedir. 

Bu Asurca kitabeden anladığımıza göre, Uruatru denen memleket Van Gölünün doğusunda, büyük bir ihtimalle Zap Suyunun da başlarında bulunmaktadır.

Urartular kelimesi hem bir memleketi, hem bir devleti, hem de o devletin halkını tanımamaktadır.

Urartular başkent olarak kendilerine Tuşpa kentini seçmişler,

Yani bugünkü Van ve civarı…

Van Krallığı, Asurlular ve Babilliler tarafından “Urartular” olarak tanınırken İbranice’de “Ararat” şeklinde geçiyordu.

Tevrat’ ta Nuh’un Tufan hikayesinde Ararat olarak geçen isim, Qumran metinlerinde ise Urarat biçiminde olup, Asur dilinde Urartu demektir. 

Urartular ise kendilerine Bianili demişlerdi;

Yalnız günümüzde görüyoruz ki kendilerine vermiş oldukları bu isim, yine aynı toplum içerisinde sınırlı kalmış ve diğerleri tarafından bir şekilde kabul görmemiştir.

Ancak Urartuca Biane veya Viane’den bugünkü Van isminin çıkmış olduğu anlaşılmaktadır…

Urartular savaşçı bir toplum olarak biliniyor,

Tarım ile yalnızca barış dönemlerinde ile uğraşmaktaydılar. 

Ancak Urartular’ın kurmuş oldukları su tesisleri ve kanallarının oldukça gelişmiş olduğunu görüyoruz;

Ki,

Bu da, medeniyetlerinin dönemine göre ne kadar ileri seviyede olduğunu gösterir. 

Mezopotamya ve Asur sanatının etkisini barındıran bir kültüre sahip olan Urartular, çivi yazısı ve Hitit hiyeroglif yazısını kullanan bir devletti.

Daha önce de paylaştığım üzere tarih sahnesinde Urartular’ın siyasi ilişkilerini her daim Asurlar ile beraber anmak gerekiyor;

Bu iki toplum defalarca karşı karşıya gelmiş;

Asurlular’ın kayıtlarında sıklıkla Urartular’a karşı savaştıklarından,

Ve dağlık-kayalık bölge avantajını kullanarak Urartular’ın savunmada iyi oldukları bahsediliyor.

Zaten bu nedenle de Urartular’ ın yapılarında savunmada kolaylık öne çıkmış…

Maden işlemede gelişen Urartular, bulundukları bölge ve çevresinde metal işlemecilik üzerine önemli çalışmalar yapmış ve diğer uygarlıkları da etkilemiştir.

Urartular’ da Din Kavramı

Birçok beyliğin bir araya gelmesi ile oluşan Urartular’ ın devlet yapısında her kavme dini özgürlük verilerek, devletin bütünlüğü korunmuştur. 

Bu nedenle de Urartular’ ın dininde yetmiş dokuz tanrı bulunmaktadır. 

Birçok pagan kökenli inanç sisteminde olduğu gibi doğanın ön plana çıktığı Urartular’ ın dininde de su kaynakları, mağaralar, dağlar, büyük ağaçlar ve kayalıklar kutsal sayılmaktadır.

Örneğin dağların ve tepelerin tanrısı Arni, yurt ve toprak tanrısı Ebani, suların ve denizlerin tanrısı Suinina, boğa üzerinde tasvir edilen fırtına tanrısı Teişeba, güneş tanrısı Şivini

Ancak Urartular’ ın en önemli tanrısı Haldi’ dir, bir nevi baş tanrı gibi değerlendirileblir.

Haldi’ nin savaşa çıkan kralı kutsayan tanrı olduğuna inanılırdı ki, bekanın devamlılığı için Haldi’ nin hoş edilmesi gerekmekteydi.

Kazanılan savaşlar sonunda da şükran sembolü olarak krallar, Haldi’ nin adının anıldığı yazıtlar diktirirdi. 

Urartular’ da Cenaze Merasimi

Urartular’ da cenaze töreni bölgeler arasında farklılıklar göstermektedir.

Araştırmacılar Urartu kültürünün karakteristik bir cenaze töreni olmadığını ve defin törenlerinin değişiklik arz ettiğini saptamışlardır. 

Bu nedenle Urartular’ ın ölü gömme geleneğinde farklı gömü tarzları karşımıza çıkıyor.

Örneğin bir uygulamada ölüler büyük bir küp içine dik ya da bükülerek gömüldüğünü görüyoruz.

Bu gömü türünde büyük küplerin yarısı kırılıp ceset yerleştikten sonra üzerine kırık üst kısmı yerleştirilerek toprağa gömülmektedir.

Urartularda bir diğer yaygın cenaze şekli cesetlerin yakılması idi.

Mezarlar içinde yakılan cesetlerin küllerinin yanı sıra bilezik, kemer, ve bronz eşyalar da bulunmuştur. 

Bu bulgulardan Urartuların ölümden sonra bir yaşama inandıkları sonucuna varılmıştır. 

Cesetlerinin yakılması ardından Urn gibi yerlerde toprağa gömüldükleri, bazen de, küllerin saksılar içine doldurulduktan sonra saklandığı anlaşılmıştır. 

Bu yöntem öncelikle saraylarda krallara yapılan törenlerde uygulanmaktaydı.

Bazen sanduka şeklinde bir mezar oluşturularak ölülerin bunun içine gömüldüğü,

Bazen de örme mezar denilen iri taşlardan yer altına oda mezar yapıldığı da tespit edilmiş.

Urartular’ ın Kralları

Tarih sahnesinde yer aldıkları süre boyunca Urartular’ ın doğal olarak birçok hükümdarı olmuş,

Okumalarımda kral isimleri bana oldukça melodik geldi, bilmem bana katılır mısınız?

Örneğin Aramu, Sarduri, İşpuini, Minua, Argişti, Rusa, Erimena…

Herhangi bir veride bir pattern yakalayabilmek bende alışkanlık olmuş; 

Ne kadar anlamlı ve işe yarar bir bilgi bilemiyorum,

Ancak Urartular’ da en çok Sarduri adlı kralların tahta geçtiğini fark ettim; 

Urartular’ ın üç yüz yıllık hükümranlık tarihinde bu isimi taşıyan tam dört kral olmuş.

Sıralamada Sarduri’ yi üç tane Rusa ve iki tane de Argişti adını kullanılan krallar izliyor.

Gerçi Sarduri’ nin en çok tekrarlayan isim olması hiç şaşırtıcı değil, 

Çünkü MÖ 840 – 830 yılları arasında tahta geçen I. Sarduri Urartu Krallığı hanedanının kurucusu olup, Tuşpa’yı (yani bugünkü Van’ ı) Urartular’ ın başkenti yapan kişi…

Ancak şunu belirtmek gerekiyor ki,

Urartu yazıtlarında bahsedilen ilk Birleşik Ararat Devleti’nin kralı MÖ 859 —  MÖ 844 arasında on beş yıl başta olan Aramu’ dur.

Urartular Ermeni Toplumunun Dedeleri Mi?

Bazı hipotezlere göre Ermenilerin kökenleri Urartulara dayanmaktadır.

Uzmanlık alanım içinde olmayan her konuda yaptığım gibi, bu konuda da kendi cevabımı bulmak için benim için güvenilir olan kaynaklara başvurdum.

Konu tarih olunca takdir edersiniz ki İlber Ortaylı eşsiz bir referanstır; 

Ki haddini bilmeyen kişileri saymazsak, misak-ı milli sınırları içerisinde onun sözünün üstüne söz edebilecek bir kişi olduğunu sanmıyorum. 

İlber Hoca 2019 yılında Kafkas Tarihi konferansında şöyle bir açıklama yapmış:

“Ermeniler, Urartuların kendi dedeleri olduğunu iddia ediyor. 

Ermeniler Anadolu’ya batıdan, Balkanlar üzerinden gelmişlerdir. Onların Urartularla bağlantısı yoktur. 

Urartuların Çeçenlerle bağlantılı olduğu büyük ihtimaldir fakat onlar Kafkaslar’dan mı Anadolu’ya geldi, Anadolu’dan mı Kafkaslara gitti belli değil”

Tam bu konu ile ilgili olarak Prof Dr Erksin Güleç ve Araştırma Görevlisi Ayşen Açıkkol tarafından yapılan bir antropolojik araştırmada Urartular ile Ermenilerin ilişkisi linguistik, arkeolojik ve antropolojik açıdan değerlendirilmiş ve Mevzuat Dergisinde 2005 yılında yayınlanmış.

Bu bilimsel yayında tespit edilen sonuçlara göre:

Linguistik Açıdan: Urartu Dili ve Ermenice farklı dil ailelerine mensupturlar ve aralarında hiçbir yakınlık yoktur.

Arkeolojik Açıdan: Doğu Anadolu’da sürdürülen arkeolojik kazılarda, Ermeni ve Urartu kültürleri arasında kesin bir ilişki olduğunu gösteren herhangi bir bulguya rastlanmamıştır. 

Antropolojik Açıdan: Ermeni morfolojik yapısına sahip grupların, Urartu Beyliklerini ve Urartu Devletini kuran ve Akdeniz ırkı morfolojisi sergileyen insanlarla hiçbir ilişkisi yoktur

Amacım hiçbir şekilde bir polemik çıkartmak değil;

Hatta benim açımdan arada bir bağ olup olmamasının artı ya da eksi bir tarafı söz konusu bile olmaz. 

Sadece konuyu araştırırken özellikle sosyal medyada birbiriyle çelişen ifadeler görünce netleşmek ve merakımı gidermek; bulduklarımı da sizlerle paylaşmak istedim.

Neden Müzeleri Ziyaret Etmeliyiz?

En basitinden bir müze ziyareti ile zamanınızı güzel değerlendirmiş olursunuz; 

Ek olarak mutlaka yeni birşeyler öğreneceğinize,

Ve,

İç sesinizin “Vay be? Cidden mi? Nasıl olur da…?” gibi şaşkınlık nidalarıyla sizi düşünmeye ve sorgulamaya iteceğine emin olabilirsiniz.

Müzeler, insanlara medeniyetlere ait eserleri bir arada sunarak onlar arasındaki ilişkiyi sorgulamalarına,

Ve,

O değerleri fark etmelerine yardımcı olur.

Medeniyetlere ait kültür değerlerini fark etme önyargıları ortadan kaldırır.

Böylece birey ile diğer kültürler arasında ön yargısız bir iletişim kurulmuş olur.

Müzeler aracılığıyla elde edilen yeni bir bilgi görsel öğrenmeye ek olarak:

  • Eşlik eden rehber ya da kullanılan uygulama aracılığıyla işitsel hafızaya hitap ettiği,
  • Sergilenen materyalin yanında olan tabela açıklama ya da eldeki kitapçıktan okuma ile desteklendiği ve
  • Gezinize çoğunlukla imajinasyon ve hayal etme de eklendiği için KALICI BİR ÖĞRENME olacaktır.

Unutmayınız ki;

GEÇMİŞ GELECEK İÇİNDİR!!!

İleri okuma önerileri:

URARTULULARIN KÖKENİ VE DİLLERİ

DOĞU ANADOLU’NUN GÜÇLÜ KRALLIĞI: URARTULAR

URARTULAR… ETNİK BİR KÖKEN Mİ?


Aşağıdaki yazılar da ilginizi çekebilir:

Yalnızca yeni yayınlanan yazılardan

haberdar olmak için

PaylaşıYorum listesine katılın…


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir