Artık Tabakhane İçin Yetiştirilecek Bir “ŞEY” Kalmadı

Artık Tabakhane İçin Yetiştirilecek Bir “ŞEY” Kalmadı

Tabaklama, derinin oldukça meşakkatli süreçlerden geçirilerek kullanılacak hale getirildiği işleme verilen isimdir.

Hal böyle olunca da deri tabaklanan yerlere, tabakhane adı verilmiştir.

Hayvan derisi bu tesislerde bir takım fiziksel ve kimyasal işlemler sonucu organik bir yapıdan inorganik bir nesneye dönüştürülür.

Tabakhane Tarihçesi 

Aslında köken olarak baktığımızda tabakhane kelimesi, debbağhaneden köken almaktadır;

Çünkü eski dilimizde deri işleyen kişiye debbağ adı verilmekteydi. 

Zaman içerisinde bu terim tabakhane şekline evrilmiştir.

Debbağhanede deri, bozulmasın diye önce tuzlanır.

Tuzlanan deri bozulmasına bozulmaz,

Ancak kokusu her yeri kaplar;

Hem de ne koku!!!

Bu kokuya dayanıp, burada çalışmayı göze alan kişidir işte debbağ; 

Bir adam debbağ olursa,

Bir daha ömrünün sonuna kadar kötü koku duymaz…

Çünkü zaten dibini görmüştür!!!

Hemen hemen üretim sürecinin tüm aşamalarında el emeğinin yoğun kullanıldığı dericilik, tarihi

açıdan ele alındığında Türkler’in faaliyet gösterdikleri sektörlerin başında gelmektedir. 

Daima at üzerinde yaşayan Türkler, hayatlarının her aşamasında deriden azami ölçüde yararlanmayı ustalıkla başarmışlardır.

Gerek Osmanlı’da gerekse Selçuklu’da debbağlık önemli zanaatların başında yer alıyordu.

Hatta mesleğin ahilik ocakları olup, piri de Ahi Evran’dı…

Ahi Ocakları

Burada kısa bir es verip, bir kaç cümle ile Ahi Ocaklarından bahsetmek istiyorum.

Ne kadar yeterli bir açıklama olur bilemiyorum, 

Ancak ben ahiliği dini, felsefi ve sosyal normlarda birliği şart koşan bir düşünce ve yaşam şekli olarak tanımlıyorum.

Ahilik kendine has hiyerarşik yapısı içerisinde çok sıkı kuralları olan, 

Aynı zamanda da yaptırım gücü yüksek bir teşkilat olarak düşünülebilir.

Genel kaideleri:

  • Dil Hakkı: İyiliği emir bilip kötülükten men etmeli; dedikodudan, iftiradan uzak söz söylemeli
  • Şalvar Hakkı: Beline sahip olmalı
  • Göz- Kulak Hakkı: Kötüye nazar kılmamalı, yalana sağır olmalı
  • Mide Hakkı: Haram lokma yememeli, oburluktan sakınmalı ki geçimi bereket bulmalı
  • El Hakkı: Kötüye el kalkmamalı, kötü iyilikle savılmalı
  • Nefis-Gönül Hakkı: Kanaat edip tamah etmemeli, kendinden aşağısını görmeli, kazançta yoksulun payını unutmamalı

Her işi yaparım diyenden Ahi olmaz!!!

Geçimini temin edecek bir meslek veya sanatı olmayanlar Ahiliğe giremezler;

Yani Ahinin bir sanatı ya da zanaatı olmalıdır.

Ancak Ahinin bir işi olması gerektiği gibi, o işinde de doğru ve dürüst de olmalıdır. 

Yalan veya hile ile iş yapanlar, hırsızlık edenler, karaborsacılık ya da stokçuluğa yeltenenler, fırsatçılık peşinde olanlar, işinde kibir ve gösteriş yapanlar ahi olamaz.

Ahi Teşkilatları:

  • İhtiyaçlar oranında üretim yapan, ihtiyaç fazlası üretimi ve tüketimi sınırlayan, 
  • Mesleki yeterliliği şart koşan, 
  • Haksız rekabeti olduğu gibi aynı zamanda iflasları da önleyen, 
  • Tekelci eğilimlerin güçlenmesini engelleyen,
  • Ürün kalitesini artıran ve tüketicinin korunmasını önceliklendiren, 
  • Muhtaçlara yardım eden, 
  • Meslek içi eğitimle çıraklarını ustalığa çeken, 
  • İş başındaki eğitimle iş dışındaki eğitimi birleştiren bir iktisadi-sosyal harekettir. 

Safranbolu ve Tabakhane Hikayesi

Osmanlı döneminde deri belli başlı bölgelerde tabaklanırdı… 

Her ne kadar Safranbolu denildiğinde aklımıza ilk olarak o muhteşem tarihi ev ve konakları geliyor olsa da,

Tabaklama konusunda da zamanının en önde merkezlerinden birisi olmuştur.

Kaynaklarda Safranbolu’da debbağlık zanaatının 800 yıllık bir geçmişi olduğu bilgisi yer alıyor.

Hatta zamanında bu şehirde tabakçılığın gelişmesi için sosyal yaptırımlar bile belirlemişler…

Örneğin Safranbolu’da tabaklanmamış bir deri ya da deri ürünü satanlardan o dönemin tüccarları alışveriş yapmazmış. 

Ve mecburen Safranbolu üretimi ürünler satıldığı için şehir bu sayede güzel kazanç da sağlamış;

Hatta o köşklerin, konakların, doksandokuz odalı evlerin sermayesinin de tabaklamadan geldiği rivayet edilir.

Bu esnada Safranbolu evlerinin imarında, tabakhanelerden çıkan atık maddeler kullanılmış…

Böylece hem soğuk/sıcak, ses, nem ve börtü böceğe karşı izolasyon;

Hem de yüzlerce yıla direnen sağlamlık ve dayanıklılık sağlanmıştır…

Müthiş Kamuflaj: Tabakhaneleri Gizlemek İçin Safran Yetiştiriciliği

Yirminci yüzyıl başında üç yüze yakın tabakhanenin bulunduğu Safranbolu, Selçuklu’dan itibaren Osmanlı döneminde ve Kurtuluş Savaşı yıllarında askerlerimizin kılık-kıyafet ve teçhizat ihtiyacının karşılandığı en önemli merkezlerden biri olmuştur.

Selçuklu ve Osmanlı döneminde tabakhanelerin bulunduğu bölgeler, askeri stratejik öneme sahip olduğu için hep gizli tutulmuş. 

Bu amaçla da,

Safranbolu’da safran bitkisi öne çıkarılıp;

Şehrin geçim kaynağı çok kıymetli bir bitki olan safran yetiştiriciliğinden geliyormuş algısı uyandırılarak bu tabakhanelerde üretilen derilerimizle askerlerimize sağlanan destek gizlenmiştir.

Vatansever Safranbolulular

Safranbolu Gezi Tabakhanesi işletmecisi İsmail Sarıtunç’un Türk Turizm Araştırmaları Dergisine vermiş olduğu bir röportajı olduğu gibi paylaşıyorum;

Eminim hepimizde saygı, takdir ve minnet duygularını uyandıracaktır…

Atalarımız 1920’li yıllarda, Avrupa hızla sanayileşirken bu duruma kayıtsız kalmamışlar.

Bunun için 50 bin lira sermaye toplayarak deri fabrikası kurma atılımında bulunmuşlar.

Bu sermayenin 32 bin lirası ile burada yaşayan Rum taş ustalarına fabrika binası yaptırılmış. Geri kalan 9 bin lira sermaye ile Avrupa’ya gidip makine almışlar. Ek olarak 4000 lira ise bu makinelerin gemilerle Bartın Limanı’na nakliyesinde kullanılmış. 

Bartın limanından 20 tane öküzünün çektiği 8-10 tekerlekli özel yapılmış kağnı arabaları ile alınan makineler Safranbolu’ya getirilmiş ve Safranbolulu bir mühendise fabrikanın kurulumu yaptırılmıştır. 

Ancak mühendisin ömrü vefa etmediğinden fabrikanın açılabilmesi için önce iki ayrı Rum okulunda mühendisler aramışlar ancak bulamadıkları için Rusya’ya kadar gidip oradan iki tane mühendis bulup fabrika çalışır hale getirilmiştir. 

Fakat işletim sermayesi olarak 5000 lira kaldığından dolayı devletten 20.000 lira yardım istemişler. Ancak daha sonra dedelerimiz, Kurtuluş Savaşı yıllarında devletimiz bu paraya daha fazla ihtiyaç duyacağını düşünerek paradan vazgeçmişler. 

Buna karşın bir süre sonra bir taraftan fabrikada çalışan Rus mühendislere anlaşılan 300 lira maaşın sürekli ödenebilmesi; diğer taraftan buhar kazanı ve krank milleri ile çalışan makinelerin her gün ihtiyaç duyduğu günlük 6 litre mazot masrafı ve buhar kazanının bozulması sebepleri ile 5000 liralık sermayeye tekrar ihtiyaç duymuşlar. 

O dönemlerde de devletimizin kasası müsait olmadığı için bu yardım alınamamış ve fabrikamız bu şekilde iflas ederek kapatılmak durumunda kalmış.

Kastamonu’nun eyalet olduğu, sınırlarının Trabzon’dan Üsküdar’a kadar uzandığı bu geniş coğrafyada kurulmuş ilk ve tek sanayi tesisi olarak kayıtlara geçen fabrikamızda atalarımız Kurtuluş Savaşımız böylesine bir fabrikayı kurup böyle bir hizmette bulunmaları hakikaten takdire şayan bir girişimdir.

Yukarıda paylaşılanlara ek olarak, 

Safranbolu 1925-26’lı yıllarda halkın kendi aralarında topladıkları paralarla, küçük bir yerleşim birimi olmasına rağmen ordumuz için savaş uçağı satın alıp hediye etmiş bir kasaba olma özelliğine de sahiptir.

Tabakhane ve Köpek Dışkısı

Ham deri kıllardan, yağ ve et tabakalarından mekanik olarak temizlendikten sonra taze köpek dışkısı ile muamele edilirmiş.

Okuduğum bir kaynakta “hatta o kadar taze olmalıydı ki, dumanı tüter halde sama işlemine tutulmalıydı” yazıyordu…

Bu esnada, derinin taze köpek dışkısı ile işlenmesine sama deniyormuş.

Derinin, taze dışkı içerisindeki enzimlerle kimyasal olarak etkileşime girmesi gerekiyor;

Ancak bu şekilde yumuşacık, kıl köklerinden arınmış, gözenekleri açık, ince, yani kaliteli olabilirmiş.

İşte taze köpek dışkısına bu denli yoğun ihtiyaçtan ötürü tabakhanelerde binlerce köpek beslenmiş. 

Ve,

Tabakhane civarlarında çoluk çombalak her daim ellerinde teneke maşrapalarla köpek dışkısı ararlar;

Bulduklarında da mundar olmadan bir an önce debbağa yetiştirebilmek için etrafta aceleyle koşuştururlarmış.

Hepimizin bildiği o çok meşhur atasözümüzün de çıkma nedeni tam olarak bu durumdur… 

İnsan evladı ne kadar ilginç değil mi?

Bir asırdan fazla süredir deriler bu yöntemle işlenmiyor;

Değil böyle bir üretim sürecine şahitlik etmek; modern bir tabakhaneyi sadece görmüş olanların sayısı bile parmakla sayılacak kadar az iken, atasözü nasıl olmuş da hepimizin beynine kazınmış.

Muhtemelen içerisindeki “bok” kelimesinden ötürüdür diye düşünüyorum…


Yalnızca yeni yayınlanan yazılardan

haberdar olmak için

PaylaşıYorum listesine katılın…


Aşağıdaki yazılar da ilginizi çekebilir:

Okuma önerileri:

Ut queant laxis

Yalnızca yeni yayınlanan yazılardan

haberdar olmak için

PaylaşıYorum listesine katılın…


Artık Tabakhane İçin Yetiştirilecek Bir “ŞEY” Kalmadı” için bir yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir