Bu Demirel – Ecevit – Erbakan’ ın Duruşlarına Özlem Yazısıdır…

Demirel – Ecevit – Erbakan isimlerini başlıkta görmeniz yanıltmasın;

Bu, POLİTİK BİR YAZI DEĞİLDİR!!!

Klavye siyaseti yapmak ya da sosyal medya üzerinden politik polemiklere girmek hiç tarzım değildir. 

Ancak,

Bu yazıda, sevsek de sevmesek de Türk siyasi tarihinin önemli figürlerinden biri olan Süleyman Demirel’ den biraz bahsetmek istiyorum.

Bir başka yazıyı da Karaoğlan, nam-ı diğer Halkçı Ecevit’ e ayıracağım.

Neden mi Süleyman Demirel ile başladım?

Özel bir politik sempatim olduğu için değil,

Demirel ile başlamak istedim çünkü,

Türk siyasi tarihinde en çok espri malzemesi olmuş,

Hakkında en çok karikatür çizilen,

Hatta,

Günümüzde hayalini dahi kuramayacağımız aşırılıkta tiye alınan,

Ancak,

Tüm bunları hoşgörü ile kabullenen bir siyasi figür olduğu için ilk yazıyı ona ayırmak istedim.

İnanıyorum ki,

Şu günlerde en çok ihtiyacımız olan şeylerin başında ötekileştirmeden, yaftalamadan, şeytanlaştırmadan “bizden olmayanı” da kabullenmek geliyor.

Değinmek istediğim konu neleri iyi yaptılar, hangi konularda çuvalladılar, ülkeye katkıları veyahut zararları kesinlikle değil…

Ben siyasi icraatlarını iyisiyle kötüsüyle tamamen bir kenara bırakıp,

Sergilenen iletişim modelini, yüksek anlayış ve nezaketi müspet örneklerle masaya yatırmak istiyorum.

Çünkü,

Bu erdemler günümüzde en çok ihtiyacımız olan,

Ve,

Yaşı kemale erenlerin özlem duyduğu,

Daha genç kuşağın ise ne yazık ki olabileceğini tasavvur dahi edemediği güzellikler…

Neden Böyle Bir Yazı Yazma İhtiyacı Duydum?

Demirel politik çizgisine ek olarak siyasete getirdiği:

Hazır cevap,

Nüktedan,

Zaman zaman kafa karıştırıcı, hatta kafa bulandırıcı,

Genelde eğlenceli,

Gerek halka, gerekse rakiplerine karşı saygılı,

Ve

Çok yüksek toleranslı üslubu ile hafızalara kazınmıştır.

Demirel, Ecevit ve Erbakan’ ın siyaseten aktif olduğu yılları yaşamış olmamdan ötürü geçmişi yeniden hatırlamak,

Ve,

Bilmeyenlere anlatabilmek için Demirel’ in iz bırakan söz ve tavırlarını kısaca araştırdım.

Keşke hiç araştırmamış olsaydım dedim sonrasında,

Hatta,

Belki bilmeseydim daha mı iyi olacaktı diye bile düşündüm açıkçası.

İçim buruldu, yüreğim sıkıştı…

Maziye gıpta ettim,

Hatta,

Özendim ve özledim…

Sonrasında ise,

Günümüz siyasetinden daha da bir tiksinir oldum!!!

En Çok Evlatlarım İçin Üzüldüm…

Demirel – Ecevit – Erbakan rekabetine çocuklarımın şahit olmalarını can-ı gönülden dilerdim.

Ne yazık ki günümüzde gençlerimiz, siyaset adı verilen kurumun sadece “ağır hakaret mekanı” olduğunu sanıyorlar!!!

Çünkü,

Şahit oldukları tek üslup bu…

Oysa,

İşin aslının öyle olmadığını,

Gayet de güzel olmayabileceğini örneklerle kendilerinin görmelerini,

Bunu benim anlatımlarımdan öğrenmeleri yerine,

Bizzat tanıklık etmelerini ne de çok isterdim…

Demirel ve Ecevit karikatürleri en çok çizilen devlet adamlarıydı; ancak kimseyi dışlamamış, kimseye hakaret etmemişlerdi

Tarihe Geçmiş Eğlenceli Demirel Sözlerini Hatırlayalım:

Türk siyasetinde “Binaenaleyh” denildiğinde akla gelen tek isim olan Süleyman Demirel’ in bazı unutulmaz sözleri:

  • Seçim arifesinde bir gazetecinin Sandıktan ne çıkar Sayın Başbakan?” sorusuna “Ne girerse, o çıkar
  • Bana Türkiye’ nin durumunu bir kelime ile anlatın derseniz “iyidir” derim; eğer iki kelime ile anlatmamı isterseniz “iyi değildir” derim…
  • Memlekette petrol vardı da biz mi içtik?
  • Dünkü güneşle, bugünkü çamaşır kurutulmaz (bu aralar benim en favorim)
  • Basın toplantısında “Efendim, neden İngiliz Dış İşleri Bakanıın elini sıktınız?” diye soran gazeteciye cevaben kendisine has kahkasını atarak “Neresini sıkacaktım kardeşim?
  • Dün dündür, bugün bugündür…
  • Sayın Başbakan, Yunanistan Ege Denizi’ nin bir Yunan gölü olduğunu iddia ediyor. Cevabınız ne olacak?” sorusuna anında yapıştırdığı “Ege bir Türk gölü değildir. Ege bir Yunan gölü de değildir. Ege zaten bir göl de değildir! ” cevabı…
  • Sizi o bulunduğunuz yerden altı defa indirdiler, hala orada nasıl duruyorsunuz? ” diye iğneleyici bir soru için gazeteciye gülerek verdiği “Ben altı kere gittiysem, yedi kere de geldim” cevabı…
  • Bir takım yürüyüşler oluyor diye asabınız bozulmasın, yürümekle yollar eskimez…
  • Yenilmiş kul hakkını ne Mekke temizler, ne tekke…

Muhtemelen yaşasaydı,

Sosyal medya sansürleri için “Sosyal medyayı kapatalım da, millet bize mi tıklasın?” gibi bir söz etmiş olma ihtimali bana gayet olası geliyor açıkçası…

Gençlerimiz neşeye, samimiyete ve alçakgönüllüğe ne kadar açlar…

Halimizi tanımlayan en uygun kelime sanırım “acınası” olsa gerek.

Bir düşünsenize,

İki komik dans yaptı diye Muharrem İnce gençlerin favorisi oluveriyorken,

Rahmetli şu an siyasi arenada yer alsa, yeni kuşağın açık ara en gözde lideri muhtemelen Sülü Dedeleri olurdu…

Demirel Tarzına Gel De Şapka Çıkartma

Aşağıda paylaştığım alıntıyı 43 yıl boyunca Demirel’ in ve partisinin avukatlığını yapan,

Aynı zamanda,

Ulaştırma, Bayındırlık ve İskan eski Bakanı olan Yaşar Topçu kaleme almış; olduğu gibi paylaşıyorum:

Rahmetli Demirel’ in avukatı olarak şahidim; 

Kendisine yapılan galiz sözleri, hakaretleri veya basında çıkan kendisiyle ilgili yazıları hep hoşgörüyle karşılardı. 

Burada bir hatıra anlatmak isterim:

1979 tarihinde Demirel Başbakan idi. 

Antalya’nın deniz sahilindeki küçük bir ilçesinde vatandaşın biri, bir kahvehanenin ortasında Demirel’ e açıkça sövüp saymış. 

Başbakan olduğu için o zamanki Ceza Kanununa göre, savcı re’sen soruşturma başlatmış. Buna hukukta, “madde-î mahsusa suretiyle hakaret” deriz. 

Ağır hakaret olduğu için takibat açılmış, adam suçüstü haliyle yakalanmış ve içeri atılmış.

Aylardan Temmuz ayıydı. 

Sürekli genel merkeze her çeşit bilgiler geliyordu. Demirel her sabah gerek Başbakanlık, gerekse Genel Merkeze geldiğinde ilk beni çağırır, davalarla ilgili gelişmeleri sorardı. Çünkü davalardan çok canı yanmış. İlk önce bunları öğrenir, işlerine salimen başlamak isterdi.

O gün partide Özel Kalem Müdürü Talat Bey Demirel’ in beni çağırdığını iletti, gittim. 

“Önemli bir şey var mı?” diye sordu. 

Ben de “Önemli bir şey değil, ama sadece bilgi arz etmek istiyorum. Antalya’ nın bir ilçesinde vatandaşın birisi kahvehanede size hakarette bulunmuş, ağır – galiz sözler söylemiş. Vatandaşı tutuklamışlar. Mahkeme “Şikayetçi misiniz?” diye soruyor” şeklinde durumu kendisine açtım.

Bu hakim ve savcı arkadaşlar da bazen kantarın topuzunu kaçırıyorlar. 

Başbakana hakaret etti diye bir vatandaş tutuklanır mı?

Biz burada oturuyoruz, haberimiz olmuyor. 

Durup dururken bir ülkenin vatandaşı Başbakanına sövmez.

Yaptığımız uygulamalarla kim bilir adamı nasıl bunalttık ki, canını sıkmışız ki bize galiz küfürler etmiş” dedi. 

Ve bana dönerek,

“Hemen Antalya’ ya, o ilçeye git ve o vatandaşı hapisten çıkar, tahliye et gel. Sevaba girersin” dedi.

….

Öznur Kalender, hayatının son 51 yılını karikatür çizmeye vermiş bir sanatçı, 

Aşağıdaki çizi-yorumu da Demirel’ in hoşgörüsünün bir kanıtı gibi sanırım…

Demirel ve Ecevit karikatürleri en çok çizilen devlet adamlarıydı; ancak kimseyi dışlamamış, kimseye hakaret etmemişlerdi

Demirel’ in Çoban Sülü’ den Baba’ lığa Evrilişi 

Günümüz şehirlisinin hayatında “çoban” genellikle bir kişiyi aşağılama ifadesi olarak kullanılıyor.

Oysa,

Süleyman Demirel siyaset sahnesine çıktığında, onu tanımlamak için yaygın kullanılan isim “Çoban Sülü ” imiş…

Demirel: çoban sülü

En ilginç olan kısım ise,

Bu lakabı Demirel’ i yıpratmaya çalışan siyasi rakiplerinden daha çok kendisinin kullanması!!!

Hatta,

Çoban Sülü tanımlamasının ilk kez, kendini tanımlamak için bizzat Demirel tarafından kullandığını duyduğunuzda daha da şaşırmış olabilirsiniz..

Demirel siyaseten olgunluğa eriştiği yıllarda ise “Baba” olarak bilinir.

Hatta,

Seçim meydanlarında “Kurtar bizi Baba” şeklinde sloganlar atılırdı.

Demirel ve Ecevit karikatürleri en çok çizilen devlet adamlarıydı; ancak kimseyi dışlamamış, kimseye hakaret etmemişlerdi

Zamanında Demirel – Ecevit – Erbakan Gibi Beyefendiler Geçti

Aşağıda çok ilginç, 

Hatta bugünlerin siyaset arenasında inanılması zor, daha doğrusu imkansız olan bir görüntü bulacaksınız…

Hayalini bile kuramıyoruz,

Karşımıza böyle bir görüntü çıksa, ” olsa olsa photoshop’ tur bu ” der geçer,

Ve,

Kaale bile almayız.

Demirel ve Ecevit karikatürleri en çok çizilen devlet adamlarıydı; ancak kimseyi dışlamamış, kimseye hakaret etmemişlerdi

Demirel’ in, elinde CHP logosu ve üzerinde Bülent Ecevit’ in resminin bulunduğu bir mini pankart taşıyan çocuk ile çektirdiği bir resim!!!

Üstelik fotomontaj filan da değil…

Hikayesi ise şöyle:

Süleyman Demirel Başbakanlığı sırasında birgün konuşma yaparken,

Ön saflarda elinde Ecevit posteri olan bir çocuk görür.

Ve,

Hayırdır, o afiş ile ne yapacaksın?” diye sorar…

Çocuğun “Ecevit’ e selam göndermek istiyorum” cevabı üzerine onu kürsüye davet eder,

Eline mikrofonu verir,

Ve,

Madem Ecevit’ e selam söylemek istiyorsun, o iş oradan olmaz, gel mesajını işte buradan ilet” der.

Ardından da,

Birlikte bu hatıra fotoğrafını çektirirler…

Demirel ve Ecevit karikatürleri en çok çizilen devlet adamlarıydı; ancak kimseyi dışlamamış, kimseye hakaret etmemişlerdi

Siyasi rekabet eskiden daha çetindi,

Hatta,

Birçok insanımızın canına,

Daha fazlasının hapislerde çürümesine neden olacak kadar sert ve acımasız…

Ancak,

Herşeye rağmen siyasi nezaket denen bir durum da vardı vesselam!!!

Bir partiyi destekleyenler yobaz, yandaş, cahil, gerici

Rakip partiyi destekleyen seçmenler ise bölücü, terörist, çapulcu, satılmış, gerizekalı, hatta sürtük hiç değildi…

Demirel ve Ecevit karikatürleri en çok çizilen devlet adamlarıydı; ancak kimseyi dışlamamış, kimseye hakaret etmemişlerdi

Sadece,

Merkez sağ Demirelci, 

Sosyal demokratlar Ecevitci, 

Ülkücüler Türkeşçi, 

Muhafazakarlar ise Erbakancıydı…

Protestocuya Cevap

Yine birgün Demirel kürsüde konuşuyor:

Şunu yaptım. Bunu yaptım. Baraj, köprü, yol yaptım. Fabrika yaptım

Demirel ve Ecevit karikatürleri en çok çizilen devlet adamlarıydı; ancak kimseyi dışlamamış, kimseye hakaret etmemişlerdi

Kalabalığın içinde bir adam bağırır:

Bubaanin parasıynan mı yaptın?

Polis, jandarma, Demirel’ in korumaları, zabıta kim varsa bağıran adama doğru harekete geçtiği an Başbakan Demirel, görevlilere “Durun” diyor.

Durun! Adam doğru bir şey sordu. Durun!

Sonra da protestocu adama bakarak konuşmaya başlar:

“Ülen!

Senin bubanla, benim bubamın parasını üst üste koysak yine yetmez. 

Bu meydandaki herkes, bubasının parasını getirse, çuvalla koysak o bile az gelir. 

Milletin parasıyla yaptım. Sizin verginizle yaptım.

Ama benden öncekiler yapmadılar, ben yapıverdim. Anladın mı?”

Protestocu adam, Demirel’i alkışlamaya başlıyor:

“Valla doğru söylüyon Başbakanım. Allah senden razı olsun”

Siyaset işte budur.

Protestocuyu azarlamamak, kovmamak, hakaret etmemek, derdest ettirmemek!!!

Ve,

Protestocuya kendini alkışlatabilmek…

Oysa “Bubanı da al git” demek de vardı değil mi?

Siyaset pek tabii ki bilgi, birikim, deneyim, donanım, yetkinlik gerektirir.

Ama,

Bir siyasetçinin en önemli meziyeti anlayış, tolerans, kavrayıcılık ve kapsayıcılıktır.

Senden olmayanı ötekileştirmemektir.

Lütfen bir düşünün,

Acaba kaç siyasetçi, hangi devlet adamı aşağıdaki karikatürlere tepkisiz kalır,

Hatta bunlara güler,

Ve dahi,

Zaman zaman atıfta bulunarak eğlenir?

Bugün değil benzeri paylaşımlar yapmak,

Çok daha hafiflerinde,

Ve hatta,

Değil filliyata geçirmek, ima edilmesinde bile başınıza neler gelebileceğini hepimiz biliyoruz.

Ve daha da önemlisi,

Bu zehirli dil tepeden aşağıya doğru tüm topluma yayılıyor!!!

Günümüzde…

Liderler sevyesinde başlayan saygısız, kaba saba, sinkaflı diyaloglar tabana direkt sirayet ediyor.

Benzer senaryolar o figüre, temsil ettiği çizgiye gönül verenler veya sempati duyanlar arasında da misliyle katlanarak kendini tekrar ediyor,

Ve,

Toplum senden – benden – ondancılar olarak kutuplaşıyor…

Lütfen sadece bir dakikanızı ayırarak aşağıdaki videoyu izleyin;

Ve,

Hangi tarafımızdan vazgeçebileceğimizi bir kere daha düşünün?

Hükümet Kadın filminde Aziz Veysel rolünü canlandıran Ercan Kesal’ dan artık kaç kere dinlediğimi bile hatırlayamadığım,

Ve,

Her defasında yüreğime dokunan bir replik, bu konuyu o kadar da güzel özetliyor ki…

Bu dünya senden olmayanlarla hoştur…

Onların sana verdiği ilimlerle, kıymetlerle, gönüllerle hoştur.

Sadece senin gibiler değil, senden olmayanlar da çok yaşasın ki sen de yaşa…

Hele bir de onun gözüyle gör şu fani dünyayı.

Herkes beyaz olsa, o zaman beyazı farkedemezsin ki…

Veyahut da siyah…

Oysa beyaz, en güzel siyahta belli eder kendini.

Beni ben yapan yegane şey, benden olmayandır!!!

O yoksa, sen de yoksun.

Ne anlamın kalır, ne rengin belli olur, ne de tadın…

Eğer bu yazı ilginizi çektiyse ” Dostoyevski Zulüm Alışkanlık Yapar Der ” başlıklı yazıyı da beğenebilirsiniz.


Güncel Paylaşımlar, Farklı Yorumlar

Yolculuğumda benimle yarenlik etmek ve yeni paylaşımlarımdan haberdar olmak isterseniz takip edebilirsiniz…

Sadece yeni yayınlanan yazılar hakkında bilgilendirme maili alacaksınız!!!

Diğer 7.421 aboneye katılın

Aşağıdaki yazılar da ilginizi çekebilir:

Süleyman Demirel’ in Siyasal Hayatı ve Kişisel Özellikleri

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bağlantıyı kopyala