Kritik Kütle ve Yüzüncü Maymun Etkisi

Kritik Kütle ve Yüzüncü Maymun Etkisi

Yüzüncü maymun etkisi, bir grubun kritik sayıda üyesi yeni bir davranış sergilediğinde veya yeni fikri kabul ettiğinde, bu yeni davranış veya fikrin açıklanamayan yollarla bir gruptan ilgili tüm gruplara hızla yayıldığı varsayımsal bir fenomendir.

Davranışın, fiziksel olarak ayrılmış ve birbirleriyle görünürde hiçbir iletişim aracı olmayan gruplara bile yayıldığı iddia edilmektedir !!!

Peki bizi değişimlere iten nedir?
Eskiden doğru olup günümüzde değişen olguları nasıl hep birlikte kabullendik ???
(ya da kabullenebildik)

Değişim için bazı eşiklerin geçilmesi önemlidir;
Ve en önemli kriter “Kritik Kütleye” ulaşılmasıdır !!!

Bilim, en yalın tanımıyla çevremizi saran makro ve mikro dünyayı anlamak için sorgulayıcı bir yaklaşımla değerlendirildiği sofistike bir disiplindir…

Bu haliyle de anlama ve anlamlandırma çabası yerine kabullenmeyi öneren dogmaların karşıtıdır.

Öte yandan bilimsel çalışmaların en önemli özelliklerinden birisi ise tekrarlanabilir olmalarıdır !!!

Eğer bir bilim insanının hipotezi ve çalışması doğru ise bu çalışma tekrarlanır ve benzer sonuçlara varılır, değilse tekrarlanmaz…

Yüzüncü Maymun Etkisi de esasen Lyall Watson tarafından, Japon primatologların bulgularının dokümente edilmesiyle popülerlik kazanmıştır,

Lakin çok önemli noktalardan bir tanesi ise ardışık çalışmalarda da benzer sonuçların tespit edilmesidir….

Yüzüncü Maymun Deneyi, Japonya’ nın Koshima Adası’ nda Macaca Fuscata türü maymunlar üzerinde otuz yılı aşkın süre boyunca bilim insanları tarafından yapılan gözlemi kapsıyor…

İzlemin başlangıçtaki amacı, çevre yaşam alanları ile hiçbir bağlantısı olmayan izole bir adada yaşamakta olan maymunların doğal yaşamlarını izlemek…

Araştırma 1952 yılında adadaki maymunların beslenmesi için kumların içerisine patates bırakmasıyla başlıyor;

Patatesin tatlı tadı Macaca Fuscata maymunlarının hoşuna çok gitmesine rağmen,

Kumlu olmasından hiç de memnun değiller…

Yine de patatesin tadını çok beğenmiş olmalılar ki, kumlu da olsa yemekten vazgeçmiyorlar…

Bir gün maymunlardan biri kuma bulanmış patatesi yemek üzereyken elinden su birikintisine düşürüyor;

Yemeye devam etmek üzere eğilip aldığında suya düşen patatesin üzerindeki kumların temizlendiğini ve çok daha lezzetli bir hal aldığını keşfediyor….

(İnternette birçok yerde bu ilk maymun “on sekiz aylık İmo isimli bir dişi maymun” olarak tanımlanmasına rağmen benim okuduğum kaynaklarda böyle bir tanımlama göremedim; belki hikayeleştirmek için kullanılmış ve bu şekilde viral olarak yayılmış olabilir)

Patatesleri yemeden önce yıkamak daha lezzetli bir öğün anlamına geldiği için, bu ilk maymun her defasında patatesleri eline aldığı gibi ilk iş olarak yıkamaya başlıyor…

Daha sonra bu davranışı annesi öğreniyor,

Ve o da aynı şekilde patatesin yıkayarak yemenin daha güzel olduğunu anlıyor…

Domino etkisiyle bu davranış diğer aile bireylerine de yayılıyor…

Daha sonra bunu gören diğer maymunlar da 1952-1958 yılları arasında patatesleri yıkayarak yemeyi öğreniyorlar…

Bu aşamada araştırmacıların ilk ilginç tespiti geliyor:

Bazı maymunlar yemeği daha lezzetli kılan ve aslında oldukça zahmetsiz olan bu devrim niteliğindeki yeniliğe anlamsız bir direnç göstererek hala kumlu patates yeme konusundaki ısrarlarına devam ediyorlar…

1952’ den itibaren altı yıllık süre boyunca, Koshima Adası maymunlarının yüz tanesinden doksan dokuzu patatesi artık yıkayarak yemeği öğreniyor…

1958’ in sonbaharında maymunlardan yüzüncüsü de patatesleri yıkamayı öğreniyor,

Ve ne oluyorsa işte bundan sonra oluyor…

Ertesi gün bilim insanları yüzüncü maymunun patatesi yıkayarak yemeğe başlamasından sonra artık tüm maymunların patates yıkadığını gözlemlemiş…

Olay sadece Koshima adasında yaşansaydı sonuçlar yine oldukça ilgi çekici olarak değerlendirilebilirdi,

Ve maymunlar arasında bir türlü iletişim olduğu şeklinde yorumlanabilirdi…

Bu bile her ne kadar çok ilginç bir tespit olsa da,

Asıl şaşırtıcı olan,

Herkesi hayrete düşen gelişme ise

Yüzüncü maymundaki davranış değişikliğinden sonra bir sıçrama yaşanması

Ve aynı anda arada herhangi bir fiziksel iletişimin olmadığı halde çevre adalarda da benzer davranış kalıbının yerleşmiş olmasıdır!!!

Hatta komşu adalardan da sıçrayarak Japonya anakarasındaki Takasakiyma’ da bile!!!

Yüzüncü Maymun’ un patatesi yıkayarak yemeye başlaması işte kritik eşik noktasını oluşturuyor…

Öğrenme, bilme gibi davranışlar belirli bir sınırı aştıktan sonra yeni bir bilinç süreci ortaya çıkıyor ve hızla yayılıyor !!!

Bir davranış modeli veya fikir, bir grup içindeki belli sayıda birey tarafından benimsendiği ve uygulanmaya başlandığı anda, bu yeni model bir tür rezonans başlatarak- henüz açıklanamayan bir yol ile– bir gruptan diğer gruplara hızla yayılmaktadır…

İşte buradaki yüzüncü maymuna kritik eşik veya kritik kütle deniliyor…

Buradan şunu öğreniyoruz, bir topluluğu değiştirmek için bazen bir kişi yeter !!!

Bu değişim için önemli olan durum ise “Kritik Kütle” ye ulaşmaktır…

Kritik kütle eşiği niceliğin niteliğe dönüşüm noktasıdır !!!

Bu ilk çalışma sonuçları “şaşırtıcı”, “heyecanlandırıcı” ve hatta “ezber bozucu” olarak tanımlanabilir.

Lakin başlangıçta da belirtildiği üzere bilimsel çalışma disiplini şüphecilik üzerine kuruludur,

Ve tekrarlayan çalışmalarda tutarlı sonuçların elde edilmesi esastır…

Yüzüncü Maymun Fenomeni, Duke Üniversitesi’ nden Dr J.B. Rhine tarafından değişik deneylerde tekrarlanıyor…
Ve benzer sonuçlarla karşılaşılıyor…

Biyokimya profesörü Rupert Sheldrake hayatını “Morfogenetik Yapı” üzerine araştırmalara adamış bir bilim insanı…

Morfogenetik yapı, organizmalardaki karakteristik özelliklerin oluşumunu anlamına geliyor.

Sheldrake çalışmasını otuz yıllık bir araştırma olan “Yüzüncü Maymun Deneyi”ne dayandırıyor.

Adadaki 100 maymunun patatesi yıkayarak yemeğe başlamasının ardından, diğer adalardaki maymunların da patatesleri yıkayarak yemeğe başlamaları çalışmanın temellerini oluşturuyor.

Burada sayı bir sınırı aştığında, diğer adalardaki maymunların da bu şekilde davranış sergilemelerine dikkat çekilerek, morfogenetik yapı nedeniyle maymunların aralarında iletişim kurdukları ileri sürülüyor. İşte bu durum “Kritik Kütle” olarak tanımlanmış….

Tek bir kişinin adımını attığı değişimin, zaman içinde diğer kişilere de sıçramasıyla birlikte ulaşılan “Kritik Kütle” düzeyi tüm insanlığı etkileyen bir sıçrayış etkisi yaratabiliyor.

İnsan beyninde ki nöronlar birlikte ateşlenerek yaşam için gerekli hareketleri sağlarlar…

Bu hareketler fiziksel olabileceği gibi kimyasal ya da zihinsel bazda da olabilir;

Bir hareketin meydana gelebilmesi için belirli sayıda ki nöron topluluğunun birlikte ateşlenmesi gerekir ki,

Her hareket için bir eşik değeri söz konusudur !!!

Ateşlenen nöron sayısı bu eşik değerine ulaşırsa hareket gerçekleşir.

Sadece bir tek nöron bile eksik kalırsa eşik değeri aşılamadığı için o hareket gerçekleşmez;

Buna tutuşturma etkisi denir…

Toplumsal olayların ateşlenmesi için de, insan beyninin gelişimi için de, kişisel ya da kollektif bilinç sıçramaları için de aynı şekilde eşik değerinin geçilmesi gereklidir.

Eşik değeri geçilmedikçe tutuşma ve değişim gerçekleşmez !!!

Karar alırken toplulukların ne düşündüğünü düşünmeyin

Ve sürü psikolojisinden ayrılın,

Belki de yüzüncü maymun sizsiniz…

Tek bir kişinin adımını attığı değişimin, zaman içinde diğer kişilere de sıçramasıyla birlikte ulaşılan “Kritik Kütle” düzeyi tüm insanlığı etkileyen bir sıçrayış etkisi yaratabiliyor;

Umarım ki yakın zamanda sosyal medyadan pazarlanan ürünlerin değil de sevgi, saygı, mutluluk ve hoşgörünün kritik kütleye ulaştığı bir dünyaya açarız gözlerimizi !!!

Çünkü,

Birlikten kuvvet doğmaz,

Birlik kuvvetin etrafında toplanır !!!

Hundredth monkey effect

The Hundredth Monkey Revisited

The Theory of “Formative Causation” and its Implications for Archetypes, Parallel Inventions, and the “Hundredth Monkey Phenomenon”

The myths of the Hundredth Monkey

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.