COVİD-19 Aşısı Kardiyovasküler Olay Riskini AZALTIYOR!!!

COVİD-19 Aşısı Kardiyovasküler Olay Riskini AZALTIYOR!!!

Aşı karşıtlarının yakaladıkları her fırsatta, herhangi bir dayanağı olmayan savlarla yaygara çıkardıklarına hep birlikte şahit oluyoruz.

Ortada herhangi bir kanıt yok, 

Söyledikleri gibi bir bilimsel veri yok,

İddialarını destekleyen bir çalışma yok, 

Şüphe uyandıracak bir frekans artışı yok…

Genelde yandaşlarının sözlerini referans göstererek, kanıtsız kanaatlerini şoven bir şekilde savunuyorlar.

Hatta artık fikri savunmanın ve sosyal medyada linç kampanyalarının çok daha ötesine geçip, Sevgili Hocam Prof Dr Esin Şenol’ a ölüm tehdidi savuracak kadar da çıtayı aştılar.

Artık bu konu, asla kabul etmediğimiz ve her ne olursa olsun kabul edemeyeceğimiz hekime şiddet kavramının da çok ötesinde bir sorun;

Umarım yetkililer en kısa sürede gerekeni yaparlar!!!

Aşı Karşıtları İnsanların Kafasını Nasıl Karıştırıyorlar?

Malum kişilerin amaçlarını ve bu dezenformasyonu sistematik olarak hangi yöntemlerle yaptıklarını detaylı olarak “Aşı Karşıtı Söylemlerde Kullanılan Aldatma Taktikleri”başlıklı yazıda paylaşmıştım; ilgilenenler buradan erişebilir.

Fertilite, daha Türkçe bir tabirle verimli döller vermek en insani ve en kutsal isteklerden bir tanesi;

Yani insan evladının bir nevi yumuşak karnı…

Tarihsel süreç boyunca çiçek aşısı ve tetanus ile başlayıp hemen hemen tüm aşılar için kısır yaptıklarına dair iddialar dillendirilmişti,

Lakin aslı astarı olmayan bu söylemlerin hepsi teker teker çürütüldü.

Hatta kitlesel aşılamalara rağmen insanlık nüfusu logaritmik olarak artmaya devam etti, ediyor!!!

Tekrarlamaktan sıkılmadıkları hazır senaryoyu, bu kez bir de COVİD-19 aşıları için denediler; 

Ancak bilimsel çalışmalar bir kere daha ayağı yere basmayan savlarını teker teker çürüttü.

COVİD-19 Aşısı Kısırlık Nedeni Değildir ve Aşı Değil, COVİD-19 Enfeksiyonu Erkeklerde Kısırlık Nedenidir başlıklı yazılardan güncel verilere ulaşabilirsiniz.

Bu sefer de “Amaçları dünyada yaşayan insan sayısını azaltmak; bizleri öldürerek nüfus kontrolü yapmak istiyorlar”  söyleminden medet umar oldular…

Allah aşkına bir düşünsenize…

Ortada tüm dünyayı etkisi altına almış, hiç şakası olmayan ölümcül bir hastalık var;

Bunu engellemek mi, yoksa hiç müdahale etmeden kendi haline bırakmak mı daha fazla kişinin ölümüne neden olurdu???

Yaygın olarak kullanılan söylemlerden bir diğeri de “Aşı olan falanca yakınımda şöyle bir durum ortaya çıktı. Eskiden bir sorunu yokken kardiyovasküler olay yaşadı, kalp krizi geçirdi, diyabet oldu vb

Örneğin COVİD-19 ve hastalıktan sonra yeni ortaya çıkan Tip 2 Diyabet  ile ilgili birçok yayın olmasına rağmen, diyabet alanında en saygın bilimsel yayınlardan bir tanesi olan Diabetologia Mart 2022 sayısında COVİD-19 enfeksiyonundan sonra yeni Tip 2 Diyabet tanısı alan hastalarla ilgili en kapsamlı çalışma yayımlandı.

Çalışmada Mart 2020 – Ocak 2021 tarihleri arasında 8.8 milyon hastalık veritabanı geriye dönük olarak incelenmiş,

Sonuçlar hastalık hafif dahi geçirilmiş olsa, ikinci ayın sonunda COVİD-19 grubunda risk artışı başladığını; sekizinci aydan sonra ise yeni Tip 2 Diyabet riski açısından farkın giderek açılmaya başladığını gösteriyor!!!

Özetle bu hastalık sadece akciğerleri etkileyen bir enfeksiyon değil; tüm hücrelerin fonksiyonunu bozarak yüzlerce farklı kısa – orta – uzun dönem komplikasyonlara neden olabilyor.

Farzedin ki klavye teorisyenlerinin iddia ettiği gibi bu enfeksiyon insanlık nüfusunu azaltmak için laboratuvar koşullarında üretilmiş bir biyolojik silah olsun…

Bu kirli tezgahın kurbanı olmamak için yapabileceğin en iyi şey hastalığa yakalanmamak!!!

İster doğal, ister yapay bir virüs olduğuna inanın; hiç farketmez…

İnkar edilemeyecek bir gerçek var ki bu ölümcül bir hastalık,

Öldüremediklerinin önemli bir kısmını süründürüyor,

Çok ciddi sayıda insanda akut enfeksiyon tablosu geçtikten sonra uzamış komplikasyonlar ortaya çıkabiliyor,

Ancak küçük bir azınlıkta sekel bırakmıyor,

En azından şimdilik bırakmadığını düşünüyoruz!!!

COVİD-19 Aşısı Ölümsüzlük İksiri Değildir

Aşı karşıtlarının sık başvurduğu dezenformasyon yöntemlerinden bir diğeri ise aşılanan grupta herhangi bir sağlık sorunuyla karşılaşan kişi sayısını numerik olarak paylaşmak ve tedirginlik yaratmak…

Ancak…

COVİD-19 aşılarının bir ölümsüzlük iksiri olmadığı konusunda hemfikiriz değil mi?

Yani bu aşıların herhangi bir sebebe bağlı ölümleri topyekün azaltmasını beklemek, bir kimyasal formülün taşıyabileceği yükün çok ötesinde olur. 

Peki burada önemli olan nedir?

Herhangi bir durumun, toplumda aşı öncesi dönemde görülme oranı ile aşı sonrası dönemdeki oranı arasında fark olup olmadığına bakmak gerekir!!!

Demem odur ki,

Bundan beş sene önce hayatımızda daha COVİD-19 diye bir hastalık yokken de insanlar örneğin kalp krizi geçiriyordu,

Bugün de geçiriyor,

İnşallah o gün gelip de pandemi artık bittiğinde, birçok kişi yine kalp krizi geçirmeye devam edecek…

Sorun, toplumda zaten görmeyi beklediğimiz bir oranın üzerinde gerçekleşirse vardır.

Ve,

Aşılanan kişi sayısı arttıkça  doğal olarak herhangi bir sağlık sorunu yaşayan insanların kümülatif sayısında da artış olması kaçınılmazdır.

Ancak günümüzde, o aşı kola girdikten sonra direkt günah keçisi ilan edilir oldu…

Gerçi keşke günah keçisi olabilse;

Çünkü Eski Ahit’teki Kefaret Günü ayinlerinde kurayla seçilen bir keçiye Yahudi kavminin günahları simgesel olarak yüklenir ve Azazel isimli kötü ruhu teskin ederek kavmi günahlarından arındırmak için bir uçurumdan aşağı atılırmış.

İşte keşke tüm hatalarımızı, ayıplarımızı, günahlarımızı aşılara bağlayabilecek olsak da bir günah keçisi yapabilsek…

COVİD-19 Aşısı ve Kardiyovasküler Risk

Hepimizin bir şekilde karşılaştığı karşıt propagandalardan bir diğeri de COVİD-19 aşılarının akut miyokard infarktüsü (kalp krizi), inme ve benzeri kardiyovasküler olayları artırdığıdır(!)

Oysa COVİD-19 enfeksiyonun kendisi tromboz, yani en basit anlatımla pıhtı atma riskini ciddi derecede artırmaktadır;

Hatta bu nedenle, hastalığı ağır geçirenlere yaygın kullanılan ifade ile “kan sulandırıcı iğne” uygulanmaktadır.

Şimdi bazıları, COVİD-19 aşıları da tromboza neden oluyor diyebilir…

Doğrudur;

Ülkemizde mevcut olmayan, genel olarak İngiliz aşısı olarak bilinen bir ürün tromboz riskinde hafif bir artış ile ilişkilendirilmiştir,

Ancak tüm değerlendirmeler bu minimal riski de dahil etseniz, aşının faydasının çok daha ağır bastığını göstermektedir.

Zaten aksi bir durum olmuş olsa, bahsedilen aşı Avrupa Birliği başta olmak üzere dünyanın birçok yerinde halen kullanımda olur muydu sizce???

COVİD-19 enfeksiyonu tromboz riskini artırmaktadır demiştik;

O halde,

Tromboz zemininde gelişen akut miyokard infarktüsü ve iskemik inme gibi kardiyovasküler olay riskinin de enfeksiyon ile paralel olarak artması kaçınılmazdır.

Enfeksiyon olasılığını azaltırsanız,

O enfeksiyona bağlı ortaya çıkacak komplikasyon riskini de azaltmış olursunuz!!!

Yani bir nevi havuz problemi aslında bu…

Eğer “A” durumu “B” gibi bir soruna, popülasyonda normalde görülenden daha fazla bir oranda neden oluyorsa;

Siz “A” durumunun ortaya çıkmasını azaltabilirseniz, “B” sorunu da doğal olarak azalacaktır.

Ancak,

Bilimsel metodoloji kanaatlerle değil, kanıtlarla hüküm verme üzerine inşa edilmiştir!!!

Pek tabii ki,

Kanıtların oluşturulabilmesi için en başta bir kanaatiniz, yani hipotezinizin olması gerekir;

Ardından bu hipotezin doğruluk ve kesinlik derecesini çalışmalarla desteklersiniz…

Çalışmalar “COVİD-19 Aşısı Kardiyovasküler Riski Azaltıyor” Diyor!!!

En saygın tıbbi dergiler arasında yer alan JAMA’ da 22 Temmuz 2022 tarihinde yayınlanan çok büyük bir çalışma bu konudaki tüm tartışmalara nokta koyacak nitelikte;

Tabii ki anlayana sivrisine saz, anlamayana davul zurna az!!!

Eksik aşılanma ile karşılaştırıldığında,

Tam doz COVİD-19 aşılaması yaşanacak akut miyokard infarktüsü veya iskemik inme için çok daha düşük bir risk ile ilişkilidir!!!

Bahsettiğim çalışmada Kore’de iki yüz binden fazla (tam olarak 231,037) kişinin geriye dönük sağlık kayıtları tarandı…

Ve,

Aşısız kişiler ile karşılaştırıldığında aşı olanlarda:

  • Akut miyokard infarktüsünün %52
  • İskemik inmenin ise %60 daha az görüldüğü tespit edildi

Bu çalışmada Temmuz 2020 ile Aralık 2021 arasında COVİD-19 tanısı alan hastalar değerlendirilmiş;

Önemli bir nokta ise sadece ağır hastalar değil, asemptomatik COVİD-19 vakalarının da dahil edilmiş olmasıdır.


Yalnızca yeni yayınlanan yazılardan

haberdar olmak için

PaylaşıYorum listesine katılın…


Ve şu an artık çok iyi biliyoruz ki,

Aşılar COVİD-19 enfeksiyonuna yakalanma riskini çok ciddi azalttığı gibi, hastalanan bireylerde de enfeksiyonun ağır geçmesini önlüyor.

Çalışma süresi boyunca 62.727’si hiç aşılanmamış ve 168.310’u tam olarak aşılanmış toplam 231.037 hasta incelenmiş.

Bu rakamlar gerçekten yüksek…

Peki değerlendirilmeye alınan kişi sayısı neden mi önemli?

Tek koşul olmamakla birlikte, örneklem sayısının büyüklüğü sonuçların güvenilirliği için çok önemli bir parametredir.

Çünkü değerlendirdiğiniz kişi sayısı arttıkça, rastlantısal olarak ortaya çıkabilecek durumların dışlanma ihtimali yükselir;

Gerçek duruma dair daha iyi temsil gücünde bir çıktı elde edersiniz.

Çalışmaya dair bir diğer önemli nokta ise tam aşılı hastaların daha yaşlı ve eşlik eden sağlık sorunlarının daha fazla olması,

Bu da aslında aşılanmış popülasyonda, değerlendirilen akut miyokard infarktüsü veya iskemik inme riskinin normalde kontrol grubuna, yani aşısızlara göre doğal olarak daha yüksek oranda beklenebileceği anlamına geliyor.

Şöyle bir düşünün…

Zamanı üç – beş yıl geriye alabilmiş olsak;

Yaşlı ve eşlik eden kronik hastalıkları olan bireyler ile onlara göre kıyaslandığında daha genç ve kronik hastalıkları daha az olan iki grubu karşılaştırmış olsak…

İlk grupta daha fazla kardiyovasküler olay görülme riski vardır değil mi?

İnsanların yaşını ya da yaşamakta oldukları kronik hastalıkları değiştiremeyeceğimize göre bu bir atfedilmiş risktir,

Yani ilk grup aslında kıyaslamaya dezavantajlı başlamış oluyor!!!

Bu çalışma da benzer şekilde, tam doz aşılılar için atfedilmiş bir risk barındırıyor.

Çalışma popülasyonunun demografik verilerine daha detaylı bakacak olursak:

  • Aşılıların %21’i 18-39 yaş aralığındayken, aşısızlarda genç popülasyon iki kattan daha fazla (%45)
  • 65 yaş üstü grupta ise tam tersi bir korelasyon var; aşısızların %16’sı, aşılıların ise %30’u ileri yaştaki bireylerden oluşuyor
  • Ek olarak önceden tanı almış diyabet, hipertansiyon, dislipidemi gibi eşlik eden risk faktörleri aşılanmış grupta 2-3 kat kadar daha fazla orandaymış hem de…

Çalışmadaki bir diğer tabloda ise her iki grup, gerçekleşen olaylar açısından karşılaştırılmış.

Bu tablodan ise benim en çok dikkatimi çeken noktalar:

  • Hipertansiyon varlığında aşısız olmak yaklaşık 2.5 kat
  • Daha önce kardiyovasküler olay hikayesi olanlarda aşısız olmak 3 kat
  • Dislipidemi varlığında ise aşısız olmak yaklaşık 7 kat daha fazla riske işaret etmesi oldu.

Özetle…

Bu çalışma, COVID-19’a karşı tam aşılamanın aşı olmamaya kıyasla:

  • Akut miyokard infarktüsü için %58
  • İskemik inme riski için %60’lık bir risk azalması ile ilişkili olduğunu göstermiştir. 

Eldeki mevcut tüm bulgular,

Herkes, ancak özellikle de kardiyovasküler hastalıklar için risk faktörleri olanlar için aşılamayı desteklemektedir.

Aslında bu sonuçlar benim için hiç de şaşırtıcı olmadı;

Zaten daha önceki çalışmalardan artan tromboz riskine bağlı olarak COVID-19 enfeksiyonundan sonra akut miyokard infarktüsü ve iskemik inme insidansında artış olduğunu biliyorduk.

Bu güncel yayın ile kanaatimiz, bilimsel kanıtlarla desteklenmiş oldu...

Ez Cümle…

Unutmayınız…

Özgürlükler önemlidir, değerlidir ve vazgeçilmezdir!!!

Lakin en kritik özgürlük NEFES ALMA ÖZGÜRLÜĞÜdür;

Onu kaybettiğimiz anda tüm diğer hak ve özgürlüklerimiz otomatikman ortadan kalkmış olur.

Kendimiz ve sevdiklerimiz için nefes alma özgürlüğünü korumanın altın anahtarlarından bir tanesi ise herhangi bir kanıta dayanmayan komplo teorilerine kulakları tıkayarak, bilimsel öneri ve tavsiyeleri dikkate almaktır…

Siz siz olun,

Kendinizin ve sevdiklerinizin sağlığıyla ilgili zar atmayın…

Aşıların diğer tedavi ajanlarından en önemli farkı henüz mevcut olmayan bir duruma karşı, ileriye dönük koruma sağlamalarıdır,

Yani sağlığın korunması için bir nevi kaskodur…

Bugün aşı olmayan bireyler bir şekilde hastalığa yakalanmayacak olabilirler,

Lakin bu enfeksiyon nedeniyle hayatını kaybeden ya da başka sorunlar yaşayan aşılanmamış bireylerin ne yazık ki “keşke” deme şansları olmayacak!!!

Aşağıdaki yazılar da ilginizi çekebilir:


Yalnızca yeni yayınlanan yazılardan

haberdar olmak için

PaylaşıYorum listesine katılın…


Referans:

Association Between Vaccination and Acute Myocardial Infarction and Ischemic Stroke After COVID-19 Infection

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir