Bu Dünya Kapuçin Maymununu Bile Bozar (Hatta Bozdu)

Bu Dünya Kapuçin Maymununu Bile Bozar (Hatta Bozdu)

Bilimsel çalışmalar gösteriyor ki,

Para kavramını öğrenen maymunların davranışlarında çok net değişiklikler oluyor…

Bilim insanları maymunlara para kavramını öğretti,

Ve,

Çok geçmeden ilk fahişe maymun ortaya çıktı !!!

Para veya bilimum maddi değeri olan şeylerin yalnızca insan tarafından bilinen kavramlar olduğunu,

Ve, 

İnsanları hayvanlardan ayıran önemli özelliklerden bir tanesi olduğunu düşünmüş olabilirsiniz.

Bazı türlerin elbette topraklarına hakim olmanın yanı sıra bir sahiplenme duygusu da olabilir,

Ancak…

Ticaret ve benzeri alışveriş türleri homo sapiens dışında başka hiçbir canlı türünde görülmemiştir,

Daha doğrusu görülmemişti!!!

Tabu deviren, herkesi şaşkınlığa sevkeden bilimsel sonuçlar ise Yale Üniversitesi’nden geldi…

Psikolog ve iktisatçılardan oluşan bir grup araştırmacı, yedi kapuçin maymununa parayı nasıl kullanacaklarını öğretmeyi başarmışlar…

Bir Cemaatten Kahve ve Maymuna Uzanan İsim Babalığı

Sütlü kahve denince akla ilk gelen içeceklerden biri olan kapuçino, ismini bir İtalyan Katolik cemaati olan Kapuçinlere borçludur.

Tam adı Order of Friars Minor Capuchin,

Ya da orjinal Latince haliyle Ordo Fratrum Minorum Capuccinorum…

Kapuçinler, Katolik Kilisesi’ne bağlı Fransisken tarikatının 1528’de kurulmuş bir kolu;

Matteo de Bascio tarafından 1520 yılında kurulmuş…

Kapuçin keşişlerinin giydiği kukuletalı cübbelerin rengi ile sütle yumuşatılan kahvenin renkleri birbirine benzediği için bu içeceğe İtalyanca “cappuccino” adı verilmiştir..

Kelime kök olarak ise cappa “külah, kukuleta” kelimesinden türetilmiş.

Kapuçin maymunları da isimlerini bu ünlü keşişlere borçludurlar.

Yani,

Maymunların rengiyle keşişlerin cübbelerinin rengini benzeten kaşifler, bu hayvanlara da “kapuçin” adını vermişlerdir.

Kapuçin Maymunları İle Yapılan Çalışma

Araştırmacılar kapuçin cinsi maymunların küçük bir beyni olduklarını,

Ve,

Bu türün de diğer akrabaları gibi büyük ölçüde yemek ve seks odaklı yaşadıklarını bildiriyorlar.

Hatta kapuçin maymunlarını “doymak bilmeyen aç bir mide” olarak tanımlamışlar,

Araştırmacılarla yapılan röportajda yer alan bir ifade ise oldukça ilginç:

“Onları bütün gün marşmelovla besleyebilirsiniz;

Ardından kusarlar,

Ve daha fazlası için geri gelirler”

Aslında araştırmacıların ana amaçlarından biri maymunlara üzüm, elma ve jöle almayı öğrettikten sonra, tam da bu bencil arzularını nasıl yönettiklerini gözlemlemek…

Ekonomist olan araştırmacılar kapuçin maymunlarının davranışları motive eden faktörleri incelerken,

Psikolog ise davranışın bizzat kendisini yakından analiz ederek bir takım belli kalıplar çıkarmaya çalışmış.

Kapuçin maymunları başlangıçta bütçelerini çok iyi yönetmişler. 

Sistem basitçe ver bir avuç üzümü, götür elmayı; elma karşılığında ise al bir miktar jöleyi şeklinde işlerken…

Kapuçin Maymunları Serbest Piyasa Koşullarını Öğrenince…

Araştırmacılar bir süre sonra piyasa kurallarını değiştirerek,

Maymunların daha az üzüm ve daha fazla jöle alıp alamayacağını görmek için jölenin takas fiyatını indirmişler.

Ardından ise,

Tıpkı şu anki ekonomi yasalarının insanlara dikte ettiği gibi hayvanlara kumar oynamayı öğretmişler…

Ve maymun dahi olsalar,

Onların da tıpkı bir kumarbazın vereceği gibi, mantıksız kararlar aldıklarını gözlemlemişler!!!

Çalışmanın baş araştırıcısı, kapuçin maymunları tarafından sergilenen davranış kalıplarının “Onları istatistiksel olarak çoğu hisse senedi piyasası yatırımcısından ayırt edilemez hale getirdiğini” söylüyor.

Bu esnada araştırmacılar,

Yaşanan kaos esnasında maymunlardan birinin para karşılığında seks yaptığını tespit etmiş…

Daha da ilginç yanı…

Eylem bittikten sonra,

Parayı alan maymun, onu hemen üzüm almak için kullanmış!!!

Kapuçin Maymunları Yapınca Şaşırıyoruz Da…

Bu sonuçlar biraz tanıdık geliyor mu???

Kanıt düzeyi yüksek olmasa da bu sınırlı çalışma çıktıları bize,

İlkelinden en gelişmişine kadar tüm canlıların sadece arzu, istek ve ihtiras peşinde koşarak yaşadıkları bir hayatta ahlak ve etik kuralların zaafiyete uğrayabileceğini gösteriyor…

Yani,

İster ormanda yaşayan kapuçin maymunu,

İsterse metropolde yaşayan bir beyaz yakalı olsun hırs ve arzularına kapılan, sadece onların peşinde koşan her canlı etik ve ahlaki değerlerinden taviz verebiliyor!!!!

Belki De Hepimizin İçinde Bir Miktar “Loki” Var…

Loki, İskandinav mitolojisinde yer alan tanrılardan birisidir.

Çok yakışıklı,

Mantıklı,

İkna edici,

Sevilesi,

Ve,

Tüm Asgard’ dakilerden açık ara daha oyunbaz, sinsi ve, kurnaz…

Uçan ayakkabıları sayesinde Loki gökte yürür ve şekil değiştirerek başka insanların suretine ya da hayvanlarınşekline bürünür,

Ancak gerçek silahı aklıdır. 

Herhangi bir tanrıdan ya da devden daha kurnaz, daha sinsi ve daha oyunbazdır.

Loki’ yle Odin kan kardeşi…

Odin’in Huginn ve Muninn diye seslendiği iki kuzgunu vardır, isimleri “düşünce” ve “hafıza” anlamına gelen… 

Bu kuşlar dünyanın çevresinde boydan boya uçup malumat toplar ve tüm bilgileri Odin’e getirir; omuzlarına tüneyip kulaklarına fısıldar.

Lakin Odin bile, kurnazlıkta Loki’nin yanına yaklaşamaz.

Ve Thor

O Thor ki Odin’in oğlu,

Namı diğer gök gürleten…

Babası ne kadar kurnazsa Thor o kadar özü sözü bir,

Babası ne kadar hilebazsa, o kadar iyi huylu.

Devasa, kızıl sakallı ve tüm tanrılardan fersah fersah kuvvetlidir Thor…

Hal böyleyken, Loki Thor’a hem arka çıkan hem de ihanet edendir.

Ve,

Tanrılar Loki’ye hep müsamaha gösterir…

Çünkü hileleri ve planları başlarına dert açtığı kadar, onları beladan da kurtanır.

Loki,

Dünyayı hem daha ilginç,

Hem de daha güvensiz bir yer kılar… 

Hayat Ağacı Yggdrasil’in Kökleri

Tanrılar her gün Hayat Ağacı olarak bilinen Yggdrasil‘ de bir araya gelir;

Dünyanın son günlerinde, nihai savaş Ragnarök‘e gitmeden önce toplanacakları yer de burasıdır yine…

Urd’ un kuyusunda üç kız kardeş vardır,

Nornlar derler onlara,

Üçü de bilge birer bakiredir… 

Kuyuyla onlar, yani nornlar ilgilenir.

Kuyu ise Urd’a aittir; 

Ki,

Urd kaderdir…

Yaşlılıkla gelen bilgeliği temsil eder ve geçmiş ondan sorulur.

Yani, yazgının ta kendisidir…

O sizin geçmişinizdir. 

Onun yanında, ismi “vuku bulan” anlamına gelen Verdandi vardır,

Olgunlukla anneliği temsil eder,

Şimdiki zamana, olana, bilinene hakimdir,

Ve şu anın sahibidir…

Adı “yapılmaya niyetlenilen” anlamına gelen Skuld da Urd ve Verdandi ile beraberdir bu kuyuda,

Gençliği ve bekareti temsil eder,

Henüz olmamış olaylara hakim olması dolayısıyla, yüzünü örten bir peçeyle tasvir edilir.

Ve geleceğin hakimidir…

Kısaca,

Urd olmuş olan,

Verdandi olmakta olan,

Ve Skuld olması gerekendir…

Urd ve Verdandi ismileri dönme/varolma (become) fiilinin çekimlerinden gelmekte,

Ve dairesel zaman anlayışını göstermektedir.

Urd insanların hayatını bir ip gibi eğirir,

Verdandi bu ipliği ölçer,

Ve,

Skuld ipliği keserek hayata son verir…

Nornlar bu ipleri kumaş gibi örerek kaderi belirlerler.

Ancak,

Bu kader anlayışı özgür iradeyi içinde barındıran bir seçimdir.

Nornlar hayatın takip edeceği genel kuralları belirlerler,

Oysa,

Bu kurallar içinde canlılar, istedikleri seçimleri yapmakta özgürdür.

Geçmişte olanlar gelecekte olacakları etkiler,

Yani kader önceden belirlenen bir şey değil, sürekli değişen ve evrilen dinamik bir sistemdir. 

Urd, Verdandi ve Skuld dışında başka nornlar da bulunur;

Dev nornlar ve elf nornlar, cüce nornlar, iyi ve kötü nornlar…

Hayatınızda ne olacağına nornlar karar verir. 

Lakin,

Kaderiniz hangi nornu beslediğinize göre şekillenir…

Bazı nornlar insanlara iyi hayatlar bahşederken bazıları ise zor, kısa veya zahmetli hayatlar sunar…

İskandinav Mitolojisinden Anadolu Sufizmine

Prof Bilge Uzun ne de güzel tanımlıyor: Buda’yı Ararken Rumi’yi Bulmuştum Oysa!!!

Bu coğrafyanın ve ötesinin (farkında olsun ya da olmasın) derin köklerle bağlı olduğu Anadolu Sufizmi de çok benzer yorumlar bu sistemin işleyişini…

Şu bir gerçek ki,

Herkes yanılabilir, yanlış yollara sapabilir.

İşin sırrı ise fark ettiğin an, doğru tercihleri yapabilmekte…

Yunus, kıtlık olduğu bir yıl köyüne götürmek üzere Hacı Bektaşi Veli‘nin dergahına buğday almaya gider.

Hünkar, Yunus’a sorar: Buğday mı istersin nefes mi?

Yunus, “Ben nefesi ne yapayım, bana buğday gerek” der.

Bunun üzerine öküzüne buğday yüklerler ve Yunus yola koyulur.

Fakat köyüne yaklaşınca pişman olur.

“Buğday birkaç günde yenir, biter. Nefes isteseydim” der.

Tekrar dergaha dönüp himmet ister.

Lakin Hacı Bektaş, senin kilidin bizden çıktı artık anahtarın Tapduk Emre’de der.

Ve,

Yollar kesiştiğinde Yunus’dan bir eren, bir Yunus Emre çıkaran Tabduk Emre, öyle de güzel tanımlamış ki bu durumu:

Yola çıkıp varamayan,

Yoldan çıkıp varan yoktur!!!

Ve dahi,

Hz Mevlana’ nın buyurduğu gibi,

Suya düşen değil, sudan çıkamayan boğulur…

Ve ekler ki,

Dün zekiydim, dünyayı değiştirmek istiyordum.

Bugün ise akıllıyım, kendimi değiştiriyorum…

Unutmayın kader dermiş ki,

“Beni değiştirmek istiyorsan kendinden başla ve tercihlerini değiştir…”

Çünkü,

Kader niyetlere aşıktır!!!

Ay doğmuyorsa yüzüne,

Güneş vurmuyorsa pencerene,

Kabahati ne güneşte, ne ayda ara…

Gözlerindeki perdeyi arala!!!


Yalnızca yeni yayınlanan yazılardan

haberdar olmak için

PaylaşıYorum listesine katılın…



Aşağıdaki yazılar da ilginizi çekebilir:

Yalnızca yeni yayınlanan yazılardan

haberdar olmak için

PaylaşıYorum listesine katılın…


Çağdaş Türkçenin Etimolojisi : Nişanyan Sözlük

En kadim sembollerden bir tanesi olan Oz Tamgası ile ilgili bilgiye Aryan’dan İran’a Evriliş ve Anlamı Değişen Evrensel Semboller başlıklı yazıdan ulaşabilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir