Erkeklerde Emzirme İsteği Doğurtacak Bir Yazı

Erkeklerde Emzirme İsteği Doğurtacak Bir Yazı

Emzirme kutsal bir seremoni olmanın yanı sıra, hem kısa hem de uzun vadede inanılmaz katkıları olan bir sağlık yatırımıdır.

Emzirmenin anne ve bebeye olan faydalarını muhtemelen bilmeyen, en azından duymayan yoktur.

Öyle böyle bir yatırım da değil hani; getirisi verdiğinizin misliyle olanlardan!!!

Emzirmenin anne ile bebek arasındaki duygusal bağı güçlendirdiği bir çok klinik çalışma ile uzun süre önce gösterilmişti.

Emziren annelerin, kendilerine güvenlerinin ve annelikten aldıkları hazzın çok daha yüksek olduğunu görüyoruz.

İşte bu durum mucizevi hormonlarımızdan bir tanesi olan OKSİTOSİN’ in alamet-i farikası!!!

Nedir Bu Oksitosin?

Oksitosin, Antik Yunanca’ da ani – hızlı anlamına gelen “oxys” ve doğum anlamına gelen “tokos” kelimelerinin birleşimiyle türetilmiş bir kelime… 

1906 yılında fizyoloji alanındaki çalışmalarıyla bilinen Sir Henry Hallet Dale, hipofizden elde ettiği bu hormonu hamile kedilere verdiğinde rahim kaslarının kasılmasında artış olduğunu ve doğum eyleminin hızlandığını keşfetmiş.

İşte bu nedenle de bu maddeye “hızlı doğum” anlamına gelen oksitosin ismini vermiştir.

Oksitosinin çok uzun süreler boyunca sadece iki ana işlevi olduğunu sanıyorduk:

  • Doğum esnasında rahim kaslarının kasılmasını sağlayarak doğum eyleminin gerçekleşmesi
  • Emzirme sürecinde meme bezlerinin kasılarak anne sütünün bebeğin ağzına fışkırmasının sağlanması 

Ancak yakın zamanlarda, diğer insanlarla yakın ilişki kurduğumuz durumlarda beynimizde oksitosin hormonunun çok daha yüksek oranlarda salgılandığı keşfedildi.

Tokalaşmaktan kucaklaşmaya, dans etmekten tutun orgazma kadar insanlar arası her türlü yakın ilişki oksitosin bombardmanına neden oluyor.

Artık oksitosini daha çok “sevgi, aşk, güven ve bağlılık hormonu” olarak biliyoruz.

Buyrun size muhteşem bir biyolojik taktik:

Bir kişiye ne kadar çok oksitosin salgılattırırsanız,

O kişiyi o kadar çok kendinize bağlamış olursunuz.

Oksitosin Etkisi

Bebeğin dudaklarının annenin meme başına değdiği anda foşur foşur salgılanmaya başlayan oksitosinin, anne – bebek arasında o tanımlanamayacak kadar güçlü bağın nedeni olduğunu artık çok net bir şekilde biliyoruz.

Hatta bu konu ile ilgili bir deneyde, farelerde temasın azaltıldığı veya annede oksitosin aktivitesinin baskılandığı durumlarda annelik bağlarında önemli ölçüde azalma meydana geldiği gösterilmiş.

En güçlü örnek olmakla birlikte, oksitosin ve bağlanma ile ilgili bu ilişki sadece anne ve yavru arasında sınırlı bir durum değildir. 


Yalnızca yeni yayınlanan yazılardan

haberdar olmak için

PaylaşıYorum listesine katılın…



Fiziksel temas ve sarılma insanlar arası bağın oluşmasında ve güven duygusunun gelişmesinde oldukça önemli rol oynar. 

Oksitosinin, beynin stres algılama merkezinin çalışmasını baskılayarak stresi teskin etmek, bedendeki iltihabi ve kanser tipi reaksiyonları engellemek, olumsuz hatıraların hafızada depolanmasını azaltmak ve beyin hücrelerinin üremesini hızlandırmak gibi birçok şaşırtıcı işlevi daha var. 

Yani kısacası oksitosin salgılanan her türlü durum, bedenimize “hayatın yaşamaya değer” olduğunu anlatır gibi görünen hormon mesajları yolluyor.

Emzirme ve Bilinen Diğer Sağlık Faydaları

Emzirme doğum sonrası kadının rahminin toparlanmasını ve eski haline dönmesini hızlandırır; doğum sonrası kanama riskini azaltır.

Yapılan birçok çalışmada emziren kadınların doğum sonrası kilolarını emzirmeyenlere kıyasla daha kolay verebildikleri tespit edilmiştir.

Anne ve bebek sağlığı açısından iki gebelik arasında en az 2 yıl olması gerekmektedir; bu açıdan emzirme doğal bir gebelikten koruma yöntemi olarak kabul edilebilir.

Uzun dönem klinik çalışmalarında emziren kadınlarda osteoporoz (kemik erimesi) ve osteoporoza bağlı kalça kırığı riskinin ciddi derecede azaldığı gösterilmiştir.

İzlemlerde 3- 6- 9 – 12 ve 24 ay emzirmenin kadın kemik sağlığı üzerine etkisi incelenmiş ve süre arttıkça koruyuculuğun da paralel olarak arttığı tespit edilmiş. Çalışmada iki yıldan uzun süreli emzirmenin ise daha fazla ek bir katkı sağlamadı gözlenmiş.

Genel olarak doğum sonrası süreç annenin psikiyatrik hastalıklara yakalanma riskinin en fazla olduğu dönem olarak kabul edilmektedir; örneğin çalışmalarda doğumu takiben görülen postpartum depresyon sıklığı %13’ü olarak bildirilmiştir. Ancak emziren kadınların izleminde doğum sonrası depresyon oranlarının da anlamlı derecede daha düşük olduğu tespit edilmiştir.

Tüm bunlara ek olarak çok önemli kardiyovasküler faydalar da emzirme süresi ile paralel olarak artıyor:

Örneğin emziren anneler ile hazır mama ile bebeklerini besleyen annelerin kan basıncı ve nabız oranları karşılaştırıldığında, emziren annelerin kan basıncı ve nabızları, bebeklerini hazır mama ile besleyen gruba göre anlamlı derecede düşük olduğu saptanmıştır.

Ayrıca emzirme döneminde total kolestorol, LDL kolestorol ve trigliserid düzeyleri azalırken faydalı HDL düzeyi yüksek kalır.

Emzirme, kan lipit düzeyini düşürerek anneyi kardiyovasküler hastalıkları riskine karşı korur…

Çağımızın en yaygın görülen kronik hastalıklarından bir tanesi de görülme sıklığı giderek artmakta olan şeker hastalığı, yani diabetes mellitus…

Emzirmenin Tip 2 Diyabet riskini azalttığı yönünde kanıtlar da mevcuttur.

Örneğin hiç emzirmemiş kadınlarla 6 ay ve üzeri emziren kadınlar karşılaştırıldığında emzirmemiş kadınlarda Tip 2 Diyabet riskinin daha yüksek olduğu gösterilmiştir.

Hatta bu riskin fiziksel aktivite yoksunluğu ve vücut kitle indeksinden bağımsız olduğu tespit edilmiştir.

Birçok çalışma sonuçlarının birlikte değerlendirildiği bir analizde ise uzun süre emzirmenin Tip 2 Diyabet riskini azalttığı yüksek kanıt seviyesi ile vurgulamıştır.

Ülkemizde birçok Eğitim ve Araştırma Hastanesi verileri baz alınarak yayınlanan bir başka çalışmada, altı ayın üzerinde emzirme süresi ile diyabet oluşumunda anlamlı bir azalma tespit edilmiştir.

Diyabet tedavisinde birçok tedavi ajanı olmakla birlikte, eğer gebelik öncesi veya esnasında diyabet tanısı konulduysa gebelik ve emzirme döneminde kan şekerinin yalnızca insülin tedavisi ile kontrol edilmesi gerekmektedir.

Çalışmalar, emziren diyabetik annelerde insülin ihtiyacının azaldığını göstermektedir.

Emzirme Birçok Kansere Karşı Koruyucudur

Kadınlarda en sık görülen ilk 10 kanser türü arasında meme kanseri (%33.4) birinci sırada, over kanseri (%6) dördüncü sırada, uterus kanseri (%5.5) beşinci sırada ve servis kanseri (%4.8) yedinci sırada yer almaktadır.

Emzirmenin menopoz öncesi meme kanseri riskinde bariz bir azalma ile ilişkili olduğunu biliyoruz. 

Emziren kadınlarda, hiç emzirmemeye göre meme kanseri riski en az %28 oranında azalmıştır.

İlginç olarak,

Ailesinde meme kanseri hikayesi olan kadınlarda bu koruyucu etki daha bariz bir şekilde ortaya çıkıyor;

Aile hikayesi pozitif olsa bile emziren kadınlarda, meme kanseri hiç emzirmemiş kadınlara göre %59 daha az görülüyor.

Anne, ne kadar uzun süre emzirirse koruma o kadar yüksek olur;

Meme kanseri riski kadının milliyetine, yaşına, ırkına, menopozda oluşuna veya olmayışına ve çocuk sayısına bakılmaksızın her 12 ayda %4.3 oranında azalır.

Gelişmiş toplumlarda birçok sebebe bağlı olarak emzirme süresinin daha kısa olduğunu görüyoruz.

Bir bilimsel modelleme çalışmasında eğer gelişmiş ülkelerde eğer emzirme süresi uzarsa, meme kanseri vakalarının yarıdan daha fazla oranda azalacağı (%6.3’den %;2.7 ye ineceği) öngörülmüştür.

Emzirmenin etkisi sadece meme kanseri ile de sınırlı değil;

Emirme süresi ve emzirilen çocuk sayısı ile paralel olarak over (yumurtalık) kanserinden korunma oranları da artıyor.

Over kanseri risk faktörleri:

  • Doğum sayısı
  • İlk adet yaşı
  • Menopoz yaşı
  • Emzirme süresidir

Yaklaşık 500 over kanseri ve aynı sayıda da kontrol grubunun olduğu bir çalışmada, emzirme süresi ve emzirilen çocuk sayısı artıkça over kanserine yakalanma riskinin azaldığı saptanmıştır.

Bir başka çalışmada ise, bebeğini hiç emzirmeyen anneler ile emziren annelerin over kanseri riski karşılaştırıldığında emziren annelerde over kanserine yakalanma riski %22 oranında azaldığı gösterilmiştir…

Emzirme İle İlgili En Son Bilimsel Veriler

Literatürde emzirmenin anne ve çocuğa faydalarına dair onbinlerce yayın mevcut; bu konu su götürmez bir gerçek artık…

En son 21 Ocak 2022 tarihinde yayınlanan bir makaleden satırbaşları alarak konuyu tamamlamak istiyorum;

Çünkü emzirme oranları birçok sebebe bağlı olarak giderek düşüyor…

Çalışmada, yüksek gelirli ülkelerde yenidoğanların sadece %20′ sinin 12 aya kadar emzirildiği ya da emzirilebildiği belirtilmiş.

Bu çalışmada yaklaşık 1.200.000 kadın ortalama olarak 10 yılın üzerinde bir süreyle izlenmiş; bu gerçekten çok ciddi bir kişi sayısı ve son derecede uzun bir izlem süresi…

Yukarıda yer alan sağlık faydalarına da atıfta bulunup, tüm bunlara ek olarak emziren kadınlarda hiç emzirmemiş kadınlara göre:

  • Kardiyovasküler hastalık riski %11
  • Koroner kalp hastalığı riski %14
  • İnme riski %12
  • Ölümcül kardiyovasküler hastalık riski %17 daha az görülüyor.

Ez Cümle…

Emzirmenin, bebek üzerine faydalarını sanıyorum daha sık konuşuyoruz; bu nedenle de zihnimizde daha çok yer alıyor…

Kuşkusuz bir bebeğin ilk altı ayda alabileceği en muhteşem gıda anne sütü; mümkünse sadece ve sadece anne sütü ile beslenmeli.

Annenin de duygusal, psikolojik ve biyolojik açıdan topyekün faydası için de olabildiğince uzun süre emzirmek gerekiyor.

İşte bu nedenle bu yazıya böyle bir başlık koydum;

Bir erkek olarak,

Keşke ben de emzirmenin bunca muhteşem nimetlerinden faydalanabilsem!!!


Yalnızca yeni yayınlanan yazılardan

haberdar olmak için

PaylaşıYorum listesine katılın…



Aşağıdaki Yazılar Da İlginizi Çekebilir:


Yalnızca yeni yayınlanan yazılardan

haberdar olmak için

PaylaşıYorum listesine katılın…


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.